9 Aralık 2011 Cuma

Kafam karışık

Hopa davası tutukluları pardon eşkıyaları savunmasız kızlara tecavüz edip o. çocukluğu yapsaydınız, şimdi içerde olmazdınız...

Haksızlığa , adaletsizliğe, HES lere, termiğe, şiddete, şerefsize, katile, tecavüzcüye ve faşiste karşı duvar olmak mı daha şereflice yoksa tüm bunlara ve dahası bu yürekliliği gösteren gençlere sessiz kalmak mı?

Canım sopa istiyo mesela...15X i mi yoksa 911 mi arasam...yok yok ben 15X i arim, yanında bir de 6 yıl veriyolarmış.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Beirut ( Tezatlar Diyarı )


 Gösterişli eğlence hayatı, lüks otelleri, ünlü markaların boy gösterdiği ışıltılı vitrinleri, çoğunun 3 dil bildiği insanıyla Ortadoğu’nun Paris’i...Bu yakıştırmayı Beyrut’a gitmeden önce çok duymuştum ve abartılı gelmişti bu yorumlar ancak yanıldığımı çok çabuk anladım..

Batı ve Doğu arasındaki karışımın ışıltısı gözünüzü alıyor adeta.Lüks ve ihtişamın yanı başındaki varoş şaşkınlığınızı daha da perçinliyor.Bu başdöndürücü tezatlarıyla sizi adeta sarhoş edebilir bu şehir.

 Liman ve sahil şeridinden yukarılara doğru baktığınızda oldukça lüks oteller, villalar, eğlence/kumar merkezleri, çok katlı binalardan oluşan ama zengin kesimin ikamet ettiği lüks siteler oluşturulmuş ve Lübnan nüfusunun tamamına yakınını barındıran büyük bir metropole dönüşmüş Beyrut.

Bana kalırsa ;öyle çok çok güzel bir şehir değil, İstanbul şehir, medeniyet ve güzellik olarak Beyrut’un 3-4 gömlek üzerindedir bana göre.



İç savaşın etkilerini görmek hala mümkün. Şehrin ortayerinde askerler koca koca silahlarla önünüzden geçebiliyor. Bir süre sonra askerleri her yerde görmeye zaten alışıyorsunuz. Bazı binalarda hala savaştan kalma izler var.

 Mimari güzel. Binaların tamamı sarıgörünümlü ve hoş tasarımlara sahip.

Şehir merkezinde kocaman mavi kubbeli bir cami ve Rolex saat kulesi dikkat çekiyor. Görkemli cami ve kilisenin yanyana olması oldukça etkileyici.




Down Town



Bu bölge kafe-restaurantları, ünlü Fransız ve İtalyan mağazalarıyla meşhur. Souks de Beyrut şehrin en lüks bölümü.  Hermes, Burberry, Dior ,Louis Vuitton, Gucci, Zara, Chanel gibi lüks mağazalar bu bölgede. Lübnanlı kadınlar süslenmeyi çok seviyor, oldukça bakımlı ama abartılı değiller, 








GECE HAYATI

Nargile kafeler  geç saatlere kadar açık.. Gece hayatı tahmin edemeyeceğiniz kadar hareketli ,bu manada İstanbul aşmış doğrusu..

Gece hayatının çoğu Gemmayzeh Caddesi‘nde dönüyor. Lübnanlıların nasıl eğlendiğini görmek için Music Hall‘a da bir gece muhakkak uğramalı.







Herkes otele dönünce biz de üç kişi Bo 18’e gitmeye karar verdik. Bo 18 Beyrut’un‘after club’ yani sabaha karşı bar çıkışı gidilen yerlerinden biri. Orada eğlence saat üçte başlıyor. Hikayesi ise çok ilginç... İç savaş zamanında Bo 18’in olduğu bölgede 20 bin adet mülteci karantina altındaymış... 1976 yılında bir gece katliam yapıp buradaki 700 kişiyi öldürmüşler... Ertesi sabah da buldozerlerle gelip her şeyi temizlemişler. Bo 18’in mimarı Bernard Khoury bu geçmişi de düşünerek barı yerin tam iki kat altına mezarlık şeklinde tasarlamış! Bo 18’in tavanı çelik bir kapak. Sabaha karşı 2 gibi açılıyor... Kendinizi derin bir havuzda gibi düşünün. Sadece gökyüzü görünüyor. Masalar mezar taşı, oturma takımları tabut şeklinde. Her masada Serge Gainsbourg, Mohammed Abdelwahab, Miles Davis gibi ölmüş isimlerin fotoğrafları ve solmuşbir kırmızı gül var. Yani yer altında, bir mezarlıkta eğleniyor gibisiniz. Beyrutlular bundan rahatsız olmuyor, yadırgamıyor. Çünkü Beyrut’ta, savaşsırasında her aile en az bir ferdini kaybetmiş. Onlar, ölümün kendilerine ne kadar yakın olduğunu biliyorlar ve her akşam yarın ölecekmiş gibi eğleniyorlar! Gün ağarınca eğlence bitiyor




JETTA
Gittiğinizde mutlaka görülmeye değer,’’ iyi ki  geldik’’diyeceğiniz Jeita mağaraları… Jeita yer altı magaraları  Dünyanın yedinci harikası olmaya aday… Bölge terefirik, sandal ve yürüyerek gezilebiliyor.. Mağaranın içindeki sandallarda yüzyıllarca süren erozyonların oluşturduğu ve ışıklandırılmış gizemli koridorlarında gezinirken heyecanlanmamak mümkün değil..Tavanı dağ gibi tabanı ise saf sudan oluşan bu büyülü güzellikte sessizce dolaşırken adeta nefesimizi tutup bu ihtişamı yaşıyoruz.İçeride çekim yapmak ve fotoğraf çekmek kesinlikle yasak.
Biletinizi alıp teleferik ile üst galeri ağzına çıkıyorsunuz. Biletinizi okutup
cep telefonu ve fotoğraf makinanızı dolaba bırakıp içeri dalıyorsunuz.
Üst galeri çok büyük yüksek ve derin. Aynı yoldan geri dönüp eşyalarınızı alıp
sizi meydanda bekleyen mini trene biniyorsunuz.  Tren sizi hemen alt galeri ağzına indiriyor.



 
LÜBNAN LEZZETLERİ
Paris Hiltonunun Lübnan mutfağını neden bu kadar çok beğendiğini bu yolculukta anlamış oldum… Mezeler hem çok çeşitli hem de şahane..
Semsek (labneli börek), tabuli (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte (bulgurlu veya bulgursuz), patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, deniz ürünleri kibbe (içli köfte), binbir meze çeşidinden sadece birkaçı.'Leyla! bu şehrin en ünlü ve iyi restaurant ı önemle tavsiye ederim :))
Yemekleri bizimkine çok benziyor. Humusu özellikle çok meşhur. Beyrut’a gidip de humus yemeden geri dönmek neredeyse imkansız: Kebap ve baklava bizimkilerden daha güzel ve özellikli değil.
Ve muhakkak  Al Rıfaiden o harika kuruyemişlerden alınmalı..

20 Kasım 2011 Pazar

Sadece bir tebessüm mü, bu kadar mı? Böyle gülmezsin sen ve hüzün var gözlerinde...Neyse belki de ben yanlış anladım.
         Günler sonra aydınlık bir gün nihayet...Ohhh be sıcacık oldu içim.Havayla birlikte ruhumu  saran sis de kalktı nihayet. Hava durumu ile seratonin hormonunun doğrudan bağlantısı var bence. Dün üzüldüğüm zırladığım duruma bugün o kadar üzülmüyorum mesela, ama yarın için bir şey diyememem,dedim ya hava durumuna bağlı her şey.
                                Şanslıysam atlatana kadar birkaç gün iyi gider...
        Şarkılarda etkiler mesela.Tek bir şarkıyla duman olursun. Ağlamak mı istiyorsun, akmıyor mu göz yaşların hemen bir  acılı Adana çekersin olur biter,hatta sel olur gider. Ne tuhaf şey şu psikoloji,hani pamuk ipliğine bağlı derler ya,o hesap.
        Neyse bugünü kurtardık en azından,yarına Allah Kerim :))

15 Kasım 2011 Salı

Gözünü sevdiğim çocukluğum...


            
Dert yok,tasa yok,stres yok,kaygı yok,sansasyon,enflasyon,depresyon yok..yani varmıştır da bizlerin haberi yok.
           Tek derdimiz aşağı sokaktaki kıvırcık çocuğun o gün mahalleden geçmemesi ya da komşu kızının yeni robadan elbisesi...
           En sevdiğimiz gün cuma, en sevmediğimiz pazartesi. Cumaları severdim ben her çocuk gibi. Hem 2 gün tatil hem de geç yatarsın akşamları, o gün ki beslenme çantası mönüsü de köfte patates üstelik. Anneme yağda kızarttırıyorum son zamanlarda köfteyi, elinde yuvarlattırıyor, uçlarını sivrilttiriyorum,sevmiyorum artık ızgarayı.
           Genişti bizim sokak,kocaman çitlenbik ağacı vardı orta yerinde..Şimdilerde sorsan kimse bilmez.Zaten kesmişler birkaç yıl önce.
           Bu günlerde dijital kutuya sığdırılan arkadaşlık dar gelirdi bizim  koskoca sokağamıza. Soğuktan üşümez, yürümekten yorulmazdık, toprak kokardı üzerimiz.
           Bayılırdık evde yüzüne bakmadığımız meyveyi komşuya gittiğimizde yemeye, daha fazlasını istemezdik. Aklımız çıkardı tek kaşı kalktığında annemizin, çimdiği yiyince sinerdik. Ayak bileğine isabet edecek şekilde atılırdı terlik, etmezse hep gülerdik.
           Mahallemizin kızı sendromu vardı erkeklerde, dokunulmazdık. Akşam ezanı kanunu yıkılırdı yazları ve yatsıya uzardı sohbetler. Papatyalı bir kırdı Çetin Emeç Parkı, kar yağar biz yuvarlanırdık.
           Hatıra defterleri vardı, ‘kalbin kadar temiz’ diye başlardı cümleleri. Ha birde anketler… Sms,mms,,gmail, hotmail sizdi günlerimiz, camdan cama sohbet ederdi anneler,bir ekmek bir süt diyerek salınırdı sepetler,açlıktan ölünceye,altımıza kaçırıncaya kadardı oyunlar.
           Yüzü kızaran Heidi vardı, güzel ekmek yapan dedesi. Candy bir tek Anthony i severdi. Kırmızı Pinokyo bisiklet için yapılırdı kardeşlerle kavgalar. Cantlarına eti puf kapları takılırdı.En büyük heyecandı bayramlarda sınıf süslemek , iştah kabartırdı renkli gramafon kağıtları,geceden uyunmazdı.
           Yağmur iyice ıslatmalıydı toprağı, en güzel çivi öyle oynanırdı. .. ip atlarken çiftlisinde atlamak , sek sek te kaymak  taş bulabilmekti marifet. Yakartop, istop,dokuz taş vardı,körebe de görürdük ebeleri sadece ve sokakta yapılırdı çift kale maçlar…

Başta da söylediğim gibi; gözünü sevdiğimin çocukluğu, her şey az, her şey zor  ama herkes mutlu…

10 Kasım 2011 Perşembe

Söyle Atam....

       Bedelini parayla değil,canlarıyla ödeyebildiklerinden binlerce evladımız şehit , yüzlerce insan ihmalden değil depremden ölü,adamlar karılarını,kadınlar çocuklarını öldürmekte, bazıları tahrik oldukları ve 13 yaşındaki bir çocuktan gönül rızası aldıkları için sapıklıktan muaf,bayramda kurban kesmede hiçbir sıkıntı yok,bankadan kredi çekip makul ödemelerle insanlar bu konuda yarışabilmekte ama parasızlık yüzünden okuyamayan binlerce öğrencimiz mevcut, güvendiğimiz dağımız, onlarca aydınımız kurmaca düzmeceyle içeride,ramazan sebebiyle terörle edilemeyen mücadele milli bayramlar için verilmekte,tek çocuğuna bakamayan bir millete 3 tanesi önerilmekte ve ve ve ve.......
                 Söyle şimdi sevgili Atam hangisi daha zor?
              'Yoktan var etmek mi,vardan yok etmek mi?'